18 Mart 2014 Salı

BİRAZ KÜL BİRAZ DUMAN

bu sefer oturdum pc'nin başına açtım blogumu. bu sımartfonları netmeli bilemiyorum. kredi kartımı bile app.'ten ödediğim bi dünya. karşı koymak imkansız. al diyo al, elinin altında her şey, napıcaksın pc'yi, laptopu. ondan böyle.

yazmak istediğim ne çok şey var oysa. biriktirdikçe kayboluyor sanki. oturup düşünmem gerekiyor toparlayabilmek için. toparlayamayınca da biliyorsun zaten: saçmasapan. bölük pörçük. parça pinçik. 

anneannemi kaybettim Ocak ayında. hala 'kaybettim', 'allah rahmet eylesin' cümleleri yakışmıyor benim ananemin içinde olduğu şeylere. inanasım gelmiyor. acıdan mı, kendimi bu şekilde korumak istememden mi bilmiyorum. ben uzaktayım o ise Silifke'de evinde gibi. tıpkı eskiden olduğu gibi. ben Silifke'deysem de o Marmaris'te gibi. O hiç ölmeyecek gibiydi belki de ondan bunların hepsi. yıllara, yollara meydan okuyan karıpaşam (bilen biliyor) ölüme de meydan okurmuş gibiydi. o yüzden benim hala yüzleşememem bununla.

babamın kanseri ile mücadele ederken anneannemin kanserini öğrenmemiz ve onu kaybetmemiz arasında sadece 22 gün var. onun 16 günü zaten makineye bağlanması ve artık hiçbir şeye tepki vermemesi. o yüzden ki annem ben annemi 13 şubat'ta kaybettim diyor. beyin kanseri. doktor gençleri bile 1 ayda alıyor dedi. acısını dindirmek için uyutuyoruz dedi. bir sürü şeyler işte. zor günler kimsenin başına gelmesini istemeyeceğim şeyler. günde sadece 2 dk. görmemize izin verdikleri bi 16 gün. o da aileden sadece 1 kişi. 85 yaşında olması, hayatı doyasıya yaşaması, ailesinin hep onun yanında olması, torunlarının evlatlarını görmüş olması, bebek gibi bakılmış, saygı duyulmuş olması, arkasında ağlayanlarının olması acıyı hafifletmiyor. 'o yaşını yaşadı' diyenlerle bi de mücadele ediyorsun bu süreçte. hafifletmek istiyorlar belli ki. olmuyor işte. ananem artık yok. zaman bi şekilde geçiyor ama özlem artıyor. ben onunla büyüdüm. annemden çok anne bildim. bu yüzden en çok da.

istanbul'a gelişimin 4. günü panik ataklarım 'ben burdayım' dedi. 4 aydır bu kadar güçlü, bu kadar ayakta, bu kadar taş olmamın, olaBİLMEmin bir bedeli vardı elbette. Babam üzülecek, morali bozulacak, içine kapanacak diye babamın olmadığı yerlerde ağlayabildik anneanneme, olanlara. onun olduğu her yerde hükümet kadındık her birimiz. belki de çok yanlış, düşününce. ama insan hep doğru olamıyor işte. ya da düşünmeye fırsat bulamıyor doğrusunu yapabilmek için.
Zira anneannemin ölümünün 7. günü babamın kemoterapi günüydü. silifke-mersin: 85 km. bütün evleri kapayıp mersine gitmek zorundayız hepimiz. 7sini yapıp apar topar.
sonrasında babamın kemoterapi sonrası kalp krizi. yoğun bakım ve servis süreci. her şey hızlı. her şeyi hemen yaşamalıyız gibi. ne olduğunu ne bittiğini anlamadan. bu süreçte yas tutmak? hangi arada? son kemoterapi 2 hafta sonra olması gerekirken kardiyoloji en az 1 ay kalbinin dinlenmesi gerektiğini söyledi. 
tabii bu arada babamın da en büyük derdi benim evimden uzaklaşmış olmam, kocamdan aylardır uzak kalmam. fırsat bu fırsat derhal beni gönderdi. öyle anlarda bile yavrusunun yuvasını düşünebilmek. ihtiyacım olursa ben seni çağıracağım, söz diye diye gönderildim.
ne diyordummm...
evet gelişimin 4. günü. yaşadığım her şeyin yankılarını duydum, hissettim. bi anda allak bullak oldum. bütün acılar patır patır 'çek beni çek beni' diye bağırıyordu sanki. bastırdığım her şey o anda ordaydı. bu yüzden yanlış yapmış olabilirim dedim zaten az önce. insanız biz ve her şeyi zamanında yaşamalı, her şeye zamanında tepki vermeliyiz. dedim ya bilemiyor insan.
ayakta, güçlü olabilmem için hiçbir sebebimin kalmadığı, güvendiğim, kendimi teslim edebileceğim, meşgalesiz ilk fırsatta misyonumu tamamlamamın verdiği gururla krizler yaşadım. (sosyal medyadan bakınca her şey güllük gülistanlık gibi değil mi? vay okur...) Eşimin abisi hemen duruma el koydu tabii ve sevgili Özg. en azından yaşadıklarımın normal olduğunu, yalnız olmadığımı, geçeceğini söyleyen uzmanlar var yanımda. ilaçlar, konuşmalar, sohbetler, komiklikler, şakalar, şarkılar derken çok daha iyiyim. en azından ağlayabiliyorum.
inanır mısın bilmem kriz geçireceğim diye bi 8-10 gün türk kahvesi içmedim. şimdi günde 2 olmasa da 1 tane içiyorum kaygısız. sağlık anksiyetesi vs vs. hepsinin semptomları işte, 'bana da bişi olcak neden olmasın ki zaten, ahanda şimdi ölüyorum ben, hemen acile gidelim!' yazması yaşamasından kolay.
''kendine bi meşgale bul damla'' sonucu çıktı işte hep. Eltican (evet, eşimin kardeşinin hanımı, takılmayın kelimelere) resim öğretmeni olduğundan hemen bana bir sürü suluboya aldık kağıtlarla. çiz babam çiziyorum. renkler çok güzel. ilkokul öğrencisi gibi saçmalayabiliyorum bazen.
sonra yürüyorum. ordan oraya. spora gidiyorum. yeni cafeler keşfediyorum, farklı şeyler deniyorum. kapamıyorum kendimi. ağlayacaksam da ağlıyorum. film izliyoruz sürekli. bazen daralıyorum, panikliyorum filmine göre. hemen güzel şeyler düşünüyorum. giyiniyorum, süsleniyorum. yemek yapıyorum, mis gibi kahvaltılar hazırlıyorum. bazen yine ağlıyorum. ama ıskalamıyorum. anında yapıyorum. daha çırağım aslına bakarsan. ama öğreniyorum. yanlışlarımı biliyorum hiç değilse.

babam dün son kemoterapisini aldı, dün gece yine fenalaşmış emay geçirmiş. hemen müdahale etmişler.
şu an yine kardiyolojide yatıyor. gelmemi asla istemedi.. iyiyim diyor. beni üzme diyince elimi ayağımı bağlıyor.
gözüm bavulumda bekliyorum güzel haberleri.

bütün bunlara değsin kemoterapi sonuçları. Allah'tan tek dileğim bu. almak zorunda olup alınca kötü şeyler olacağını tecrübe etmek. bu korkulara değsin 26 marttaki sonuçlar Allahım. uçsun gitsin bütün kötü hücreler...

Amin.

-fin-



2 yorum:

  1. Canımm..Yaşadıklarını inceden inceye bilmesem de şimdi okuyunca çok kötü oldum..Ne zormuş yaşadıkların..Gerçekten seni takdir ediyorum bunların tam da ortasında yine de bu kadar güçlü kalabildiğin için! Damlam; dua ediyorum. İçimden, dışımdan, her yanımdan. Bunu bil olur mu? Seni seviyorum güzel insan, öpüyorum güçlü kalbinden :*

    YanıtlaSil
  2. ben de seni seviyorum...

    YanıtlaSil