20 Ocak 2012 Cuma

durum

Çok uzun zamandır yazıyordum ben, onun için bu kadar ara verdikten sonra 'yeni kayıt' ı garipsedi bünyem. Aslına bakarsak çok üzün süre de olmamış, 2 ay ha olmuş ha olacak. Ama neredeyse her gün bişiler yazmak için çalışan beynimi yazma fikrinden çok uzaklaştırmışım ben. İstediğim de bu değil miydi bi yerde.
Ama yazmadan olmuyor, kelimeleri bıcırmadan olmuyor. 
Post ishali yaşadığım günlerde ne güzel cümleler kuruyordum. Şimdi tam bi kabızlık hali. Olsun.

En çok da müşterilerle mailleşirken yaşadım eksikliği. Tıkandım bir süre. İş hayatım dışındaki mailleşmelerde ise post yazmamanın acısını çıkardım. Bitmeyen mailler. Uzadıkça uzuyor, kapanış nasıl yapılıyordu? swh.
Hepsi yeni blog açma sürecimi hızlandıran faktörler. Ama ne de güzel oldu damlo'dan yazabilmek tekrar.

Bugün azıcık rahatsız olduğum için raporluydum. Maillerimi kontrol etmek dışında sürekli şiir okudum. İnsan durup bi soluklanınca şiire susuyormuş. Eli ister istemez şiirlere gidiyormuş. Saatlercelerce. Edip, Cemal, İlhan, Turgut, Metin... Ve yine insan aynı kitabı tekrar okuduğunda bazen hissettiği o kocaman NİYE'yi şiirde asla hissetmiyormuş. Benim tekrartekrartekrar okuduğum ve asla niye diye sorgulamadığım şiirlerim var. Bi ara ne güzeldi, İstanbul'da kitap şeklinde banklar vardı ve üzerlerinde şiirler yazılıydı. Duvarımıza tablolardan başka çerçeveletilmiş jumbo dumbo şiirler neden asmayalım ki? Gözümde canlanır! koskoca mazi.

la piel que habito 

İzlemeyenler için bundan sonrasının okunmamasını faideli buluyorum.

Az önceye kadar film hakkında tek bir fikrim yoktu benim ve iyi ki diyorum. Çünkü bu film hakkında bir şey dahi bilseniz büyü uçup gider kös kös 117 dk geçirirsiniz. İzlemediyseniz ve hala okumaya devam ediyorsanız, filmden keyif almayacağınızı garanti ederim şimdiden.

Kafam o kadar allak bullak oldu ki, resmen Pedro Almodovar'a küfürler yağdırıyorum. Gel Allahsız çıkar beni bu ruh halinden. Filmi izlerken ara ara sıkılmadım diyemem ama film bitince dumurlardan dumur beğendim kendime. Ne, nasıl yapar, ne hakla, hadi ya! sürekli bir tepki. Daha önce yönetmenin Annem Hakkında Her Şey [todo sobre mi madre] ve Konuş Onunla [hable con ella] filmlerini izlemiştim, ikisi de hafızama yer etmiş, dvd'lerini almaya lüzum gördüğüm ve her şeyden önemlisi tavsiye ettiğim filmlerdi, ama hiçbiri İçinde Yaşadığım Deri kadar beni etkisi altına almadı sanırım. Bu kadar şoka rağmen bir ikinci kez izlemeye takatım olmayabilir o ayrı. En çok da bu noktada ayrılıyor zaten diğer iki filminden.


Bir sürü travmatik olaylar yaşayan ve narsisizm'in kitabını yazmış bir cerrah, annesinin ölümüne şahitlik yapmış ve partide hoşlandığı erkek tarafından tecavüz edilen bir genç kız ve hala ama hala anlayamadığım bu çocuk bunu gerçekten hak etti mi dedirtecek kadar şeyler yaşayan bi çocuk. Oldboy'u hatırlatan bi İNTİKAM hikayesi. Ama öyle böyle bir intikam olmuyor. İntikam soğuk yenen bir yemekse, Antonyo amcamız bu yemeği dondurup dondurup yiyor. Öyle ki tecavüz eden kişiye [ki ben hala tecavüz edip etmediği konusunda derin şüphelere garkım] yapılan işkenceötesi sahnelerden sonra ''öldürsene be'', ''kafasını kırıp kaçsana'' şeklinde tezahüratlarda bulunuyorum. Hani bir süre sonra kimin tarafında olduğumu şaşırıyorum. Zalimin mazluma dönüştüğü garip bir hikaye. He zalim mi o da benim için hala bi muamma. Oh olsun bile diyemedim.
Robert'in intikam almak için Vicente'yi, aklınca intikam almak için, bir dizi(!) operasyonlardan sonra kadın haline getirmesinden sonra Vera'ya, yani Vicente'ye aşık olmasına da akıl sır erdiremedim. Hep bi ağız açıktı benim anlayacağınız.

Son desen, hoop devam filmi gelecekmiş gibi aç bırakıyor insanı.
Kısacası ben çok ama çok rahatsız oldum filmden, kurgudan. Evi süsleyen, adlarını merak ettiğim tablolar bile rahatlatamadı, uzaklaştıramadı beni bu düşüncelerden.

Durup dururken gerilmek için birebir bir film.
~
Neyse Filmde canım Buika'm da vardı, güzel güzel şarkılar söyledi bize.
Videosudur efem.


Şimdilik bu kadar bıdırdadığım yeter sanırım. Yoruldum bre.

“insan usul usul ölmek için gelir dünyaya.

başlar her gün biraz daha insan olmaya.

ve ölürken usul usul ne tuhaf;

aşık olur, kedi besler, isim verir eşyaya.”


Metin Altıok.

2 yorum:

  1. aaa tatlım tecavüz etmiyor yahu, tokat bastığında kız bayılınca üstünü başını düzeltip kaçıyor.Aslında trajedi biraz da burayı vurguluyor ya cocuğa ondan üzüldüm ben zaten

    YanıtlaSil
  2. masumca bir tavır sergilemese de o gece ziyadesiyle üzüldük çocuğa sonradan. off hatırladım yine hopladı sinirlerim!

    ayrıca ben hala kendi yarattığı kadına aşık olmasındayım. tek kelimeyle ''kaotik''.

    YanıtlaSil