4 Nisan 2014 Cuma

tıngır mıngır


bu sabah bu fotoğrafa baka baka ağladım. yatağın içine gömdüm kendimi. geride kalan ne varsa bu fotoğrafa gizlenmişti sanki. bütün çocukluğumu, ergenliğimi, telaşlarımı, heyecanlarımı gördüm baktığımda. tutamadığım zamanı. geç kaldığımda, üçer beşer indiğim okul yolu. ezan vaktiyle bitmeyen 'elim sende' nin son basamakları. anneannemin sesi. babamın telefona çağırışı. annemin deterjan isteyişi. ablamın arkadaşlarıyla dışarı çıkarken beni evde bırakışı. kızların gelip camı tıklatması. 'bu dünyanın dışından' başlayacak diye sabırsızlanmalarım. evie gibi parmaklarımın ucuyla hayatı durdurma çabalarım. taş kağıt makas. kocaman uçsuz bahçe. oysa ben minikmişim. bahçe ben büyüdükçe küçülüyor. ufacık kalıyor. sığmıyorum. 
öyle işte... konuşuyoruz fotoğrafla. o anlatıyor ben dinliyorum. çıkıyor dehlizlerden unuttuğum ne varsa. 
uğurun pati izleri... dedemin biricik köpeği. merdiveni yaparken sabırsızlanmış pat pat basmış. sağda ucu görünen minik havuzun etrafına da ben basmıştım minik patilerimle. onlar da duruyor. neden bilmiyorum arkada leman sam'dan 'kıyamam sana' çalıyor. sanırım bu evde son yıllarımda en çok o şarkıyı dinledim ben. pek severdim, hala da severim doğrusu. son yıllarım derken, bu ev hala canlı, hala yaşıyor aynı eşyalar, aynı düzen... üstünde çarşaflar var sadece tozlanmasın diye... annemler ben üniversiteyi kazandıktan sonra yazlığa taşındıği için doğal olarak azaldı yaşanmışlıklar. şimdi her gidişimde muhakkak uğradığım bir müze sanki evim. bi de fotoğraflar işte.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder